Huzurun gölgesinde bekletilen düşler, karanlığın hançerini yedi. Gözün alabildiğine bir gözden kayboluşun habercisi fırtınayla beraberdi bu karanlık… Kayboluş, var oluşun mutlak değerine dayanamayarak yok oldu.. Ve kayboluş, ruhun derin çatlaklarında ince bir çizgi olup akıp gitti, düşlerin baş kahramanı oldu..
Gönülden Düşmeyen bir umut için bazen Düşlemek lazımdı. Lazım olan bütün düşleri gönlüne hapsedip, alacakaranlıkta umudunu yükseltiyor bak bir çocuk… Çocuğunki kadar masum muydu, düşlediklerimiz? Ya da onlar kadar tatminkâr olabilir miydik Düşlerimizden payımıza düşenlere? Belki de samimiyetimiz, düşlerimizin gerçekleşmesine yetecek kadar samimi değildiler..
* * *
Dizgin vurulmamış bir tayın kuvvetsiz ve çelimsiz koşuşu gibi heyecanlarımız. Taze, cesur ama bir o kadar da kuvvetsiz. Perdeye vuran hayallerin gerçekleşmesi için sabredecek kadar güçsüz hem de…