Ruhun kıyısına vuran her düşünce, gönülde mat bir iz bırakır.
Sonra zaman ve mekân değişikliğe uğradıkça bu iz daha da matlaşır ve kaybolur.
Ancak ruhun huzursuz olduğu zamanlarda o eski düşünceler sanki yeniden vurur kıyılara, ama siyah ama beyaz…
Çaresizlik, ne bir baş ne de bir son…
Doğrusu, çaresi olmayan tek şey ölümdür denmiş de ne güzel söylenmiş…
Ancak zamanın acımasız olduğunu söyleyen her dil, bir şeylerden yanmıştır…
Bu yüzden de acımazdır o dili mevcudiyetinde barındıran kişi için zaman… İnanmak, inanmamak…Neye, nasıl?
Bir yol var aslında, bin bir yolun tam ortasında, kalın hatlı ve belirgin.
Ancak o yolun tozunu yutmuş tek bir insan yoksa etrafında; sadece fikrindeyse seçmek zorunda olduğun şeyin ağırlığı; o zaman işte çok zordur, uğraştırıcıdır her şey…