Selçuk Balaban ile sohbet ettik.
“Kelebeğin kanadı” dedi.
“Başlı başına bir sanat eseri.”
Binlerce kelebek fotoğrafı çektim.
Her birinin kanatlarındaki o incecik damarlarına ve ayrıntılarına kadar aynı.
Bu nasıl bir sanattır?
Bu nasıl bir muhteşem mucizedir?
Selçuk Balaban’ı, yaban hayatı fotoğrafları çekmek üzere, dağa-bayıra giderken, nasıl telaş ve heyecan yaptığını gördüm.
Bir şeylerden şüphe ve inanç zayıflığı duyanların, Selçuk Balaban ile birlikte birkaç kez kelebeğin kanadını yakından görmek üzere dağa-bayıra çıkmalarını isterdim.
Birçok şeyin değişeceğini biliyorum o zaman. Maymundan gelmediğini anlardık insanların.
Her ne kadar, maymun iştahlı olsalar bile…
Uzaydan getirmediklerini Adem baba ile Havva anamızı, uzaylıların.
Kelebeğin kanadı diyordum.
Kâinata dair, binlerce sorunun TEK kelime ile izahı gibiydi!
Kör değilseniz, kalp ve gönül gözünüz hala açık ise.
Bir tek kare fotoğraftan öğreneceğiniz onca şey vardır ki…
Kelebeğin kanadı diyordum.
Selçuk Balaban’ın objektifinden görmek lazım amma.
Kıvrımlarını ve detaylarını, damar damar, iz iz…
Aman be dostum;
Ne kadar da saf ve körmüşüz senelerce biz…